2016 Rio Paralimpik Oyunları’nda altın madalya kazanan Türkiye Golbol kadın milli takımı
Goalball kadın milli takımımız dünya sıralamasında halen 1. sıradaki yerini koruyor.
2016 Rio’da kazandığımız altından sonra, Tokyo’da da altın madalyanın yine en güçlü favorisi olduğumuzu bugün kanıtladık. Evsahibi Japonya’yı çok üstün bir oyun ile 7-1 yendik. Goalball kadın milli takımının ve bu sporun dünya çapındaki yıldızı Sevda Altunoluk 4 gol ile maçın en skorer ismi oldu. Takımımız son Dünya Şampiyonası’nda Rusya’ya kaybedilen finalin rövanşını burada alacaktır.
Goalball erkek milli takımı, Dünya ikincisi ve Avrupa Şampiyonu Almanya karşısında maça girmekte zorlandı. İlk devrenin sonlarına doğru normal performansını sergilemeye başlayınca 5-4’e kadar getirdiğimiz maçı kazanabilirdik. Grupta kalan maçlardan alacağımız en az bir galibiyetle çeyrek finale gideriz.
Günün yıldızı ise genç yüzücülerimiz idi. Yüzdükleri tüm seçmelerde finallere kaldılar. Özellikle 15 yaşındaki Koral Berkin Kutlu finale çok iyi başladı, 100 metreyi 4. geçti ve yarışı 5.likle tamamladı. S5 kategorisinde, 200 metre serbestte, kadınlarda Sümeyye Boyacı ve Sevilay Öztürk finale yükseldiler. Finalde Sümeyye Boyacı 7. ve Sevilay Öztürk 8. olarak buraya kadar geldikleri için ayakta alkışı hakettiler. S2 kategorisinde ise 100 metre sırtüstünde Elif İldem finale kaldı. Ve Elif İldem S1 kategorisinde olduğu için finale kalan diğer tüm rakiplerinin S2 olmasından dolayı finali 8. olarak tamamladı. Henüz 5 sene önce başladığı bu spor dalında Elif’in azmi ve çalışma disiplini onu çok güzel günler beklediğinin müjdecisidir.
Masa tenisinde grup maçları başladı. Nesim Turan, Kübra Korkut ve Abdullah Öztürk, ilk maçlarından galip ayrıldı. Hamza Çalışkan, Nergiz Altıntaş ve Neslihan Kavas ise ilk maçlarını kaybettiler. Yarın grup maçlarına devam edilecek.
Koral Berkin Kutlu final yarışında havuza giriş yaparken
Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları 24 Ağustos – 5 Eylül tarihlerinde düzenleniyor. Bu spor festivalinde uykusuz kalmaya değecek anları kaçırmamalı. Karşılaşma saatlerinden iddialı olduğumuz branşlara, işte detaylı izleme rehberi.
24 Ağustos’ta meşale töreniyle başlayacak Paralimpik Oyunlar’da 163 ülkeden katılım gösteren 4537 sporcu madalya mücadelesi verecek. 19 spor tesisinde düzenlenecek Paralimpik Oyunları’nda çoğu müsabakanın pandemi koşulları dolayısıyla kapalı kapılar ardında geçecek.
Oyunlar, hem TRT Spor ekranlarında hem de TRT Spor Yıldız ile internet üzerinden takip edilebilecek.
1
Açılış, Seremoni ve Maskot
1964’ten sonra ikinci kez Paralimpik Oyunları düzenleyecek olan Tokyo şehri, bunu elde ilk şehir olarak tarihe geçti. Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları’nın resmi maskotu olan ‘Someity’ ile birlikte 24 Ağustos günü start alacak dev organizasyon da 13 gün boyunca tüm sporcularımız kıyasıya bir mücadele verecek.
Japonya’ya özgü kiraz çiçeği olan Someiyoshino’dan ve çok güçlü anlamına gelen İngilizce “so Mighty” kelimelerinin birleşimi ile ortaya çıkan Someity, zihinsel ve fiziksel gücü sayesinde engelleri aşan paralimpik sporcuları temsil ediyor.
2
Kaç sporcumuz var? Hangi Branşlarda Yarışıyoruz?
Ülkemizi bu oyunlarda 87 sporcu temsil edecek. Okçuluk, Atletizm, Goalball, Judo, Halter, Atıcılık, Yüzme, Masa Tenisi, Tekerlekli Sandalye Basketbol, Tekerlekli Sandalye Eskrim ve Tekerlekli Sandalye Tenis branşlarının yanı sıra Tokyo 2020 ile takvime ilk kez dahil edilen Badminton ve Tekvando branşlarında da sporcularımız yarışacak. Sporcularımızın listesi ise şöyle:
-Okçuluk (6 erkek 5 kadın sporcu) 27 Ağustos- 4 Eylül tarihlerinde:
Sadık Savaş, Bülent Korkmaz, Murat Turan, Bahattin Hekimoğlu, Sevgi Yorulmaz, Yağmur Şengül, Vedat Aksoy, Öznur Cüre, Fatma Danabaş, Nihat Türkmenoğlu, Zehra Özbey Torun.
-Atletizm (2 erkek 7 kadın sporcu) 27 Ağustos- 5 Eylül tarihlerinde:
-Masa Tenisi (4 erkek 5 kadın sporcu) 25 Ağustos- 3 Eylül tarihlerinde:
Abdullah Öztürk, Ali Öztürk, Neslihan Kavas, Hatice Duman, Nesim Turan, Kübra Korkut, Merve Cansu Demir, Nergis Altıntaş, Hamza Çalışkan
-Tekerlekli Sandalye Basketbol (12 erkek sporcu) 25 Ağustos- 5 Eylül tarihlerinde:
Ferit Gümüş, Samet Toptaş, Deniz Acar, Selim Sayak, Özgür Gürbulak, Uğur Toprak, Volkan Gülem, İsmail Ar, Fikri Gündoğdu, Mücahit Günaydın, Ahmet Efetürk, Rıdvan Aksoy
-Tekerlekli Sandalye Tenis (1 erkek sporcu) 27 Ağustos- 4 Eylül:
Fatma Büşra Ün
-Tekerlekli Sandalye Eskrim (1 erkek sporcu) 25-29 Ağustos tarihlerinde:
Hakan Akkaya
-Badminton (2 kadın sporcu) 1-5 Eylül tarihlerinde:
Zehra Bağlar, Emine Seçkin
-Tekvando (3 kadın 3 erkek sporcu) 2-4 Eylül tarihlerinde:
Meryem Betül Çavdar, Gamze Gürdal, Şeyma Nur Emeksiz Bacaksız, Mahmut Bozteke, Fatih Çelik, Mehmet Vasıf Yakut
3
Sporcularımız ve kafilemizle ilgili ilginç detaylar:
-13 branş ile katılım göstereceğimiz Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları’nda bu sayı ülkemiz adına bir ilk.
-Paralimpik Oyunlar tarihimizde bu yıl 87 sporcuyla ülke olarak en yüksek katılımımızı gerçekleştiriyoruz.
-Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımız 3.kez olimpiyatlara giderek bunu başaran ilk takım rekoru kırdılar.
-Paralimpik Oyunlar tarihimizin ilk şampiyonu olan goalball kadın takımımız yine favori takım olarak Tokyo’ya gittiler.
-Para Okçuluk Milli Takımımız, yarışacağı 14 madalyanında en güçlü adayı konumunda.
-VIRTUS Dünya Şampiyonası’nda takım halinde birincilik kazanan Esra Bayrak, Mihriban Korkmaz ve Fatma Damla Altın atletizm branşında olası madalya umutlarımızdan. Özellikle 22 yaşında olan Esra Bayrak tecrübeli rakiplerine rağmen oldukça iddialı konumda.
-Para tekvandocu Mahmut Bozteke branşında oldukça favori. 24 yaşında olmasına rağmen oldukça tecrübeli ve etkileyici bir kariyere sahip.
-En genç sporcularımızda olan Sümeyye Boyacı ve takım arkadaşlarından Sevilay Öztürk ile Beytullah Eroğlu madalya mücadelemizde en büyük kozlarımızdan.
4
İlk resmi Paralimpik video oyunu: ‘The Pegasus Dream Tour’
İlk resmi Paralimpik video oyunu ‘The Pegasus Dream Tour’ piyasaya sürüldü. App Store ve Play Store’dan rahatlıkla indirilebilen uygulamanın amacı farkındalık yaratmak.
Oyun, Para sporcusu olma hayallerini sürdüren ve akıllı telefonlarıyla çekilen bir fotoğraf aracılığıyla ‘Mine’ adlı gelişmiş bir avatar oluşturmamıza yardımcı oluyor. Şehirde özgürce dolaşarak, farklı yarışmalara katılarak diğer avatarlarla yeni ilişkiler kurabilme imkanı sunan bu app ile oyuncular boccia, beşe beş futbol, atletizm ve tekerlekli sandalye basketbolu çevrim içi turnuvalarına katılabilir ve bu sürükleyici Paralimpik deneyimine yalnızca seyirci olarak değil, gerçek katılımcılar olarak katılırken diğer oyuncularla etkileşime girebiliyor ve böylelikle farkındalığını artırmaya yardımcı oluyor.
Genç sporculara odaklanan Türkiye’nin ilk ve tek ödül platformu GQ Young Athlete Awards by Turkcell podcast serisinde, erken yaştaki başarılarıyla Türk sporunun geleceğine sağlam tuğlalar koyan isimlerin ilham veren hikayelerini dinliyoruz.
Berke Akçam, Pınar Akyol gibi yeni jenerasyon sporcuların yükselen performans grafiği ile iyi sonuçlar elde eden Türkiye Atletizm Milli Takımı’mız, başarılarına yenilerini Nairobi’de düzenlenen U-20 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda ekledi.
Berke Akçam- U20 Avrupa Şampiyonluğu Estonya
Bugüne dek katılım gösterdiğimiz tüm U-18, U-20 ve Büyükler Dünya Şampiyonaları içinde finale katılımla birlikte en fazla puana ulaştığımız organizasyon ülkemiz atletizm tarihine altın harflerle yazıldı.
U-20 Dünya Atletizm Şampiyonası boyunca etkili performans gösteren milli takımımız, 1 altın ve 1 gümüş madalyanın yanı sıra ilk sekizde tam sekiz sporcumuzun yer almasıyla organizasyonu madalya sıralamasında 13’üncü, puan sıralamasında ise 20’nci olarak tamamladı.
Daha önce 16 kez katıldığımız bu şampiyonada ilk sekiz içine en fazla 4 sporcumuz (2018) girebilmişti. Nairobi’de ise tam 14 final yarıştık. İşte ilk sekize girerek puan alan sporcularımız:
1
Berke AKÇAM, 400 Metre Engelli Şampiyonu (8 puan)
GQ Young Athlete Awards by Turkcell kazananlarından sporcumuz Berke, heyecan verici özel bir yetenek olmasının yanı sıra gelecek yıllar adına atletizm branşında umut kaynağımız.
Final yarışında 49.38 koşarak yine kendisine ait Türkiye U20 rekorunu kıran sporcumuz yarışı ikinci sırada tamamlamasına rağmen dokuzuncu engeli tam geçmeyen İsveçli Oscar Edlund’un diskalifiye olmasıyla altın madalyanın sahibi oldu.
Berke aynı zamanda U20 Dünya Şampiyonası tarihimizde pistte aldığımız ilk altın madalyanın sahibi olarak da tarihe geçti. Bu derecesiyle 400 metre engelli Avrupa Büyükler barajını da geçen sporcumuz, 1 ay önce Talin’de düzenlenen U20 Avrupa Şampiyonası 400 metre engellide şampiyon olmuştu. Başarılarının devamının geleceğinden şüphemiz yok.
2
Pınar AKYOL, Gülle Atmada İkincilik (7 puan)
2003 doğumlu sporcumuz, Nairobi’de ilk, atletizm tarihimizdeki ise dokuzuncu Dünya U20 madalyamızı gümüş ile kazandı. Bu yıl aynı yaş kategorisinde yarıştığı Avrupa şampiyonluğunun yanı sıra U23’te de Avrupa kupasını kazandı. Nairobi’ye dünya sıralaması lideri olarak giden Fenerbahçe sporcusu Akyol, final atışlarında istediği gibi bir atış yapamayışı yüzüne yansısa da ikinci olmayı başardı. Gelecek sene düzenlenecek Dünya U20 Şampiyonası’nda ise altın madalyanın şüphesiz en büyük favorisi yine o.
3
Mazlum DEMİR, 10000m Yürüyüşte Altıncı (3 puan)
2003 doğumlu sporcumuz Demir, daha önce Avrupa dördüncülüğü elde etmiş bir genç yetenek.
Yarışın başlangıcından yarısına kadar olan kısmı lider grup içerisinde devam ettiren Mazlum, bitime son 3000m kalan üçüncülüğe kadar tırmansa da son bölümlerde aldığı iki ihtar ve bunun mental olarak yansıması sonucu ritim kaybederek yarışı 43:01.33 ile altıncı sırada tamamladı.
4
Mert KAHRAMAN, 10000m Yürüyüşte Yedinci (2 puan)
2003 doğumlu genç yeteneklerimizden Mert, geçtiğimiz ay düzenlenen Avrupa U20 Atletizm Şampiyonası’nda yine bu kategoride gümüş madalya kazanmıştı.
Şampiyonanın açılış seremonisinde bayrağımızı taşıyan sporcularımızdan Mert, alıştığımız temposundan biraz uzak görüldüğü yarışı takım arkadaşı Mazlum’un hemen arkasında yedinci olarak tamamladı. İlk sekizde yer aldı.
5
Şevval ÖZDOĞAN, 3000m Su Engellide Yedinci (2 puan)
Şevval, geçen ay düzenlenen Avrupa U20 Atletizm Şampiyonası’nda madalya kazanan sporcularımızdan. Orada 10:07.84 ile en iyi derecesini tam 10 saniye geliştirerek bronz madalyaya uzanmayı başaran sporcumuz, Nairobi’de 3000m su engellide yarışı uzun bir süre boyunca ilk beş içinde götürdü.
10:49.79 ile yedinci sırayı alarak ilk sekize giren sporcularımızdan biri oldu.
6
Enes ÇANKAYA, Disk Atmada Yedinci (2 puan)
2002 doğumlu sporcumuz Enes, 20 yaş altı disk atma Türkiye rekorunun sahibi.
59.46 ile bu rekoru elinde tutan sporcumuz Nairobi’de de ülkemiz adına bir ilki gerçekleştirdi. U20 Dünya Şampiyonası’nda finallerde mücadele eden ilk Türk olan Enes Çankaya’ya ülkemize kazandırdığı yedincilik ve gelecek adına fragman niteliğinde olan umut verici performansını takip etmeye devam edelim. Tebrikler Enes.
7
Esra TÜRKMEN, Cirit Atmada Sekizinci (1 puan)
Fenerbahçe sporcusu Esra Türkmen, Bakü’de düzenlenen 2019 Avrupa Gençlik Olimpik Yaz Festivali’nde bronz madalya elde etmişti.
Spor Bilimleri Fakültesi öğrencisi sporcumuz tam bir sportif karakter.
Nairobi’deki yarışlarda sağanak yağıştan dolayı ara verilen cirit müsabakalarında sporcuların motivasyonlarının nasıl kaybolduğunu hepimiz izledik. Atışlar sonucu 53.20 ile sekizinci olan sporcumuz, bu branşta Eda Tuğsuz’dan sonra ilk sekize giren ikinci Türk kayıtlara geçti.
8
Büşra Hatun EKİNCİ, Gülle Atmada Sekizinci (1 puan)
Büşra Hatun ülkemizi gülle atma branşında temsil etti. ENKA sporcusu Büşra da gelecek adına umut veren sporcularımızdan.
Geçen ay düzenlenen Avrupa U20 Şampiyonası’nda da bizi temsil eden sporcumuz orada yedincilik elde ettikten sonra Nairobi’de bu sefer U20 Dünya Şampiyonası’nda sekizinci olarak başarısını devam ettirdi.
Genç sporculara odaklanan Türkiye’nin ilk ve tek ödül platformu GQ Young Athlete Awards by Turkcell podcast serisinde, erken yaştaki başarılarıyla Türk sporunun geleceğine sağlam tuğlalar koyan isimlerin ilham veren hikayelerini dinliyoruz.
Anadolu Efes Basketbol Kulübü, tam bir yıl gecikmeli gelen Euroleague şampiyonluk kupasının yanına, ING Basketbol Süper Ligi şampiyonluğunu da ilave etti. Kulübün istikrarlı şampiyonluklarında takım olmanın öneminden yönetimine 10 etmeni inceliyoruz.
2020’de pandemi yüzünden yarıda kalan Euroleague sezonuna artık hep birlikte teşekkür edebiliriz. Nitekim bu sene Anadolu Efes’in teknik, idari ve oyuncu kadrolarının hedefi tam onikiden vurmalarına adeta istemeden destek oldular. Geçen seneden biriken o enerji bu sene katmerlenerek hedefe ulaştı.
1976 yılında kurulduğunda amacı bir sosyal sorumluluk olarak gençlere basketbolu sevdirmek olan Anadolu Efes’in başardıkları ülkemizde hak ettiği saygıyı görüyor.
Peki bu özel başarıyı incelediğimizde hangi unsurlar ile karşılaşıyoruz?
1
Geçen sene Euroleague yönetiminin aldığı sezonu durdurma kararı Anadolu Efes için adeta bir katalizör oldu. İlk açıklandığında negatif gibi görünen bu tabloyu Ergin Ataman liderliği ile tüm kadroyu ateşleyen yapıcı bir motivasyon unsuruna dönüştürdü.
2
Son 10 senedir Anadolu Efes ve Fenerbahçe Beko arasında devam eden rekabetin kazanılan bu başarılardaki rolüne özel bir paragraf açmalıyız. Anadolu Efes yöneticilerinin maç sonu ifadelerinde yer verdikleri gibi bu iki kulüp ülkede basketbolu daha iyi noktalara taşımak için iş birliği içinde hareket ediyor. Ve bundan kazançlı çıkan, Avrupa’daki en iyi basketbolu seyredebilen, biz mutlu sporseverler oluyor.
3
Ergin Ataman’ın Avrupa’da kulüpler bazında tüm basketbol organizasyonlarında bir şampiyonluk kupası eksikti. Artık o koleksiyonunu tamamladı, bundan sonraki hedefi: “NBA’e gitmek olacak mıdır?” diye konuşuluyor olması bile ülke basketbolunun ufkunu genişletmeye devam ediyor.
4
Takımda her geçen sezon daha çok süre alan Doğuş Balbay, Sertaç Şanlı, Buğrahan Tuncer, Tolga Geçim, Yiğitcan Saybir ve Erten Gazi’yi ayrı bir yere koymalıyız.
Sabırla çalışmaya devam ederek hem kendilerini geliştiriyorlar hem de bu formları ile yaklaşmakta olan Olimpiyat Eleme Turnuvası’nda milli takıma katkı verecekler.
5
Shane Larkin ve Vasilije Micić ikilisine Basketbol Süper Ligi final serisinde Rodgrigue Beaubois’nın üstün oyunu eklenince Krunoslav Simon olmamasına rağmen Anadolu Efes’in kusursuz işleyen çarkları tam gaz çalıştılar ve Fenerbahçe Beko’ya tarihi farklar attılar.
6
Maç sonu röportajlarında takımın yıldızlarından daha az süre alan oyunculara kadar kişisel performansları hakkında düşünceleri sorulduğunda, hepsi ağız birliği etmişler gibi “Takım” kelimesinin sözlük anlamına karşılık gelen cevaplar verdiler. Anadolu Efes, başarı için ortak çalışma kültürünü öne çıkarıp egoları kenara park ederek haraket edebilmenin yaşayan en iyi örneği olarak artık bu ülkede.
7
Şampiyonluk maçı sonrası açıklamasında Ergin Ataman’ın “Kadroyu koruyarak gelecek senelerde aynı başarıları hedefliyoruz” açıklaması gelen başarıların üzerine koyarak devam edilecek olduğunu müjdeledi. Eğer bu kadro korunabilirse “yenilmez armada” olarak Avrupa basketbol tarihinde Anadolu Efes’e özel bir yer ayrılacak. Beklentisi bile insanı heyecanlandırıyor.
8
Kurumsallık ve istikrar! İkisi yan yana gelirse neler başarılabilir? Mesela bir spor kulubü düşünün, başkanı 45 senedir aynı kişi. Tuncay Özilhan’ın başkanlığı özellikle bu coğrafyada pek sık denk gelmediğimiz bir devamlılık.
9
Peki bu sürekliliği paydaşlarınız ile nasıl tesis edersiniz? Anadolu Efes’in sponsorları arasında 20 seneyi aşkın süredir aynı partnerler bulunuyor.
10
Bunlara 10 seneyi aşkın süredir aynı üçüncü partilerden hizmet almayı da ekleyelim.
Global markalara hizmet verdiğim ajans deneyimimden yola çıkarak, sektörde dünya markalarının uzun sürelerle aynı ajanslar ile çalıştığında ortaya çıkan başarılara gıpta ile bakıldığını söyleyebilirim. Bunu ülkemizde yapabilen nadir kurumlardan biri olarak Anadolu Efes’in fark yaratması doğal.
Sahadan yönetime, destekleyenlere ve pek tabii ki taraftarlara kadar istikrarlı şampiyonlukların ardında çok farklı etmenler görüyoruz ve ilham veren bu başarılarınızın devamını bekliyoruz.
17-20 Aralık arasında 33. Avrupa Kadınlar Artistik Jimnastik Şampiyonası Mersin’de yapılacak. Avrupa Şampiyonası’na büyükler kategorisinde 46, gençler kategorisinde 42 olmak üzere 88 jimnastikçi katılıyor. Bizim için çok heyecan verici olan bir tarafı var bu Şampiyona’nın. Zira Dilara Yurtdaş, Ece Yağmur Yavuz, Bilge Tarhan ve Cemre Kendirci, 16 yaşındaki dört milli jimnastikçimiz, ilk kez “büyükler” kategorisinde bir Avrupa Şampiyonası’nda yarışacaklar. 2018 yılında Glasgow’da yapılan Avrupa Şampiyonası’na “gençler” kategorisinde katılmışlardı. Türkiye Jimnastik Federasyonu Başkanı, eski milli jimnastikçi, Suat Çelen ile birlikte katıldıkları basın toplantısını bugün canlı yayında Instagram’dan seyrettim. Hepsi pırıl pırıl ve gayet kendilerinden emin genç insanlar. Erken yaşta başlanılan bu sporda, bu şampiyonada alacakları derecelerden bağımsız olarak, dördü de gönüllerimizde şimdiden altın madalyalarını aldılar…Milli takımın en tecrübelisi ise 30 yaşındaki Göksu Üçtaş Şanlı. Tıpkı erkek milli takımımıza “ağabeylik” eden 40 yaşındaki, dünyanın aktif en yaşlı jimnastikçisi olan, Ümit Şamiloğlu gibi, Göksu kaptanın liderliğinde ülkeyi en iyi şekilde temsil edeceklerdir bu gençler. Gönülden başarılar tüm sporculara, antrenörlerine, fizyoterapistlerine, masörlerine, mentörlerine ve tüm idari kadroya.
Geçen sezon benzer bir başlık ile Şampiyonlar Ligi ve Fenerbahçe Yönetimi hakkında bir yazı kaleme almıştık. Kaldığımız yerden devam etmeden önce, geçen sezonun kısa bir değerlendirmesi: Galatasaray: CL’de çeyrek final, Lig Şampiyonu. Fenerbahçe: Uefa Kupası Yarı Final, Türkiye Kupası ve Lig ikinciliği. Bu resme baktığınız vakit hangi kulübü yönetiyor olmak istersiniz?
Öte yandan, Fenerbahçe aleyhine devam eden Yargıtay ve CAS’taki şike davaları da cabası. Her aklı başında Fener taraftarı için kabak tadı vermiş olduğu aşikar bir yönetim ile yola devam ediyoruz. Kongre üyeleri besbelli muhterem Başkan ve Yönetim Kurulu için hala olumlu düşünüyorlar. Olağanüstü Kongre toplayacak yeter sayıda imza toplanmaması bu görüşü doğrular nitelikte. Anlaşılan Fenerbahçe camiası tıpkı Başbakan gibi “sandıkla gelen sandıkta gider” şiarina tutku ile sarılmış vaziyette. Demokratik herhangi bir ortamda, yönetime tepki dile getirmek örf ve adetlerimizi yaralayacak mıdır? İmza toplamak veya gazeteye tam sayfa ilan vermek amaçlı para toplamak mazallah düşüncesi bile herhalde büyüklere saygısızlık mıdır?
Ezcümle, Temmuz başı sezon açıldı. Yine bir CL önelemesi geldi çattı. Ve yine yeniden Fenerbahçe takımı hala transferini tamamlamadı. Yabancı olarak kalacaklar ve gidecekler üzerine spor medyası her gün toto oynayabiliyor şükürler olsun. Yeni bir toto sahibi daha olduk. Cardozo mu Emenike mi? Bu saatten sonra, yine bir CL öneleme turu rövanş maçında “oyuna kurtarıcı olarak Murat Hacıoğlu’nu alan zihniyeti” kınamak içinden gelmiyor insanın. Günün sonunda, bazıları PSV maçını seyredemeyecek kadar tutkularını yitirdiler bile.
Camia tam kendi değeri ile bir noktaya gelebilecek derken, onu da kovarak Teknik Direktör olarak en iyisinin kendisi olduğunu belleklere bir kere daha kazıyageldi Başkan. Şimdi bu efsane Başkan döneminde, en çok Galatasaray şampiyonluğu yaşamak dışında bir yeni rekorun daha sahibi olacağız: CL öneleme turunda en çok elenen Başkan.
Ya ya ya şa şa şa
Aziz Başkan artık bizi bıraksa!
Türkiye’ye geldiğinden beri taraflı tarafsız herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir sporcu.
Attığı goller ve verdiği gol pasları ile hatırlanacağı kadar elbet saha dışındaki ağırbaşlılığı da unutulmayacaktır. Ona saygımdan ve evrensel standartlarda büyük bir sporcu olduğundan anadilinde portekizce yazabilmek isterdim bu yazıyı. Her zaman bu taraftar onu hatırlayacaktır. Kazandırdığı kupalar için belki ama ve kaybederken verdiği olgun tepkileri ile de…
With almost one million followers on Twitter, he is arguably one of the most talented football players Brazil has ever produced. He was born in Curitiba in 1977. He has three children and two of them are currently going to school in Istanbul. After winning the Brazilian League title with Cruzeiro in 2003 he was announced to join Fenerbahçe in 2004. Some of the most prominent columnists of the Turkish daily papers literally mocked about his potential signing, claiming he was topping Real Madrid’s transfer list and went as far as stating that the Fenerbahçe reporters are making fun of the Fenerbahçe supporters by making such news “just to increase the sales” of their papers. Basically, the Turkish football was already rocking before ALEX DE SOUZA started wearing the yellow-dark blue jersey.
He finally landed to Istanbul Airport and spent more than 8 glorious seasons with the club.
He won three Turkish League titles, took Fenerbahçe to four Turkish Cup Finals and after a 29 years drought, he won the Turkish Cup last year. He was the top scorer twice and was also assists leader of the UEFA Champions League in 2007-2008. Under Zico’s direction he took the team to the quarter finals the very same season which was unprecedented in Fenerbahçe’s 105 years history. Alex owns a box at the stadium looking down to one of the corner kick spots where his wife and friends come to watch him at each home game. Usually when he scored a goal, he went straight to that corner and that entire section worshipped him as if he was GOD singing :”ALEX ALEX ALEX ALEX ALEX!!!”
Alex was known for his soft nature in the field. The defenders could only stop him tackling harshly. He was the captain of the team for more than 6 years. During his Fenerbahçe career he was red carded only two times reacting to the never ending injuring tackles.
While Juninho of Olympique Lyonnais was still playing his free-kick goals reminded some football columnists the same talent his Brazilian countryman possesed.
He was compared to the club’s legends such as Lefter Küçükandonyadis and Can Bartu. To illustrate this point, few weeks ago, Fenerbahçe fans inaugurated his sculpture, at a park, behind the Şükrü Saraçoğlu Stadium 50 feet away from Lefter’s. He scored his last official goal versus Olympique de Marseille in the UEFA Europa League. And played his last game on Saturday evening versus Kasımpaşa after being substituted by Aykut Kocaman whom “the top scorer” title in the club history may remain forever because he sacked ALEX(he was chasing Kocaman,4 more goals were enough for the Brazilian)this morning. Actually since his arrival the former striker and Team Sports Director Aykut Kocaman kept explaining why Fenerbahçe should learn to adapt the post-Alex era. Kocaman tried countless times removing Alex from the starting line-up, however each time he had to give up due to the ineffective and poor offensive play. Last month, he did not call Alex to the Spartak Moscow Champions game line-up and Alex went ahead and criticised the coach of being jealous. The Fenerbahçe top management including Aziz Yildirim(President of the Club) could not manage this ever increasing tension between the two. At a home game,due to a ban of all men, where only the women and children fans were allowed, all the fans started cheering : “Kocaman tell us, where is Alex?”. The President stepped into the pitch and took a microphone to intervene: “to stop this way of protesting” and “keep defending Fenerbahçe’s interest that are above any player”.
Around 5.30pm(Turkish local time) this afternoon Fenerbahçe fans around the world got the news. Alex and Fenerbahçe mutually terminated the contract. Lot could be said and written about this sportsman and gentleman. Not much will bring him back to the club and to the pitch.
After his first title in 2005, with a bunch of friend, we went to the night club where the team was partying. I saw him next to his adorable wife(who was the daughter of the Coritiba’s President, Alex’ first pro team). I asked for his signature. He signed my jersey which I will surely pass on to my son. However I will never be able to explain in greater details his intelligence and sportsmanship on and off the pitch. He was truly a LEGEND.
LEGENDS LIVE FOREVER.
Önce jimnastik yaptınız. Vücudunuz elbet her tür spor branşı için hazır bir form aldı.
Sonra futbol oynamaya başladınız. Yıllarca Fenerbahçe’de ve Milli Takım’da oynadınız.
Türkiye’de bir futbolcunun gelebileceği en üst mertebelere geldiniz.
Futbolu bırakıp,tutkunuzun arkasından koşmaya devam ederek Teknik Direktör oldunuz. İstanbulspor, Konyaspor, Ankaraspor gibi takımları çalıştırdıktan sonra Fenerbahçe size transfer teklif etti. Sportif Direktör olarak sizi bünyesine katmak istedi. Bu sayede emrinizde bir sene Christoph Daum gibi Türkiye’de futbol dengelerini çok iyi bilen biri çalıştı.
Ertesi sene Herr Daum gitti, Teknik Direktör olarak sahaya indiniz.
İlk iki sezonunuzda bir Türkiye Şampiyonluğu, bir ikincilik bir de Türkiye Kupası kazandınız.
Üçüncü sezonunuzun başında takımın hedeflerinden en mühimi olan Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde edemediniz. Avrupa Ligi’ne katılabildiniz. Her daim elinizde sınırsıza yakın harcama yetkisi var.
Size sormak isterim:
Yukarıdaki tarife uygun kişi kendiniz olduğunu tasavvur edin birkaç dakika.
Hedefleriniz neler olurdu?
Tabii ki Avrupa’da takımınız ile gidebileceğiniz en yüksek seviyeye çıkmak isterdiniz.
Bu yukarıda yapılan tarifi taşıyan bir profili Fenerbahçe bünyesinde bulmuştur.
Aykut Kocaman; yukarıdaki profili taşımanın yanı sıra, Alex de Souza, Meireles, Sow, Krasic, Stoch, Kuyt, Topal gibi isimler sayesinde her yarıştığı kulvarda ona alternatifler sunan kadrosuyu da kurmuştur.
Tüm bunları gözden geçirdiğimizde “Kocaman’ın hedefleri küçük” olması gibi bir tartışma anlamlı olabilir mi?
Bu akşam Türkiye A Milli takımı ilk maçına çıkıyor.
Rakip Hollanda.
Müsabakanın oynanma sebebi: 2014 yılında Brezilya’da organize edilecek olan Dünya Kupası’na katılacak takımlardan birisi olabilmeye hak kazanmak.
Daha önce finallere gitmek gibi bir başarıyı ülke tarihinde iki kere gerçekleştirebildik. 1954 ve 2002 yıllarında. Bizim kadar genç nüfusa sahip olan bir memleket için 2014 Brezilya finallerinde sahne almak 1995 sonrası doğan futbol severlerin hakkıdır.
Oynayacağımız stadyumda, hala “gurbetçi” diye tabir ettiğimiz birçok vatandaşımız seyirciler arasında olacaklar. Adeta “yarım deplasman” sayılan ülkelerden birisinde bu elemelere başlıyor olmak bir avantaj teşkil edebilir.
Bu maçtan hemen dört gün sonra, Estonya ile İstanbul Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynayacağız. Buradaki tuzak bu tarz yüksek motivasyon gerektiren maçlardan sonra yaşanan düşüşlerdir. Futbolcular böyle maçlara kendiliğinden kolay motive olabilirler. Peşi sıra gelen Estonya gibi rakipler karşısında aynı motivasyon kaynaklarını bulmakta her zaman başarılı olamazlar. Bu dört günlük sürede, Guus Hiddink gibi bir futbol ustası ile yolları ayırdıktan sonra, Abdullah Avcı ile devam eden takımımız ilk önemli sınavlarını verecek. Kadromuzda Atletico Madrid ile kazandıkları Süper Kupa’nın morali ile gelen Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun yanı sıra, Almanya futboluna damga vurması beklenen Mehmet Ekici ve Sercan Saraer gibi oyuncularımız var.
Mehmet Ekici verdiği röportajlarda ne kadar mütevazi olduğunu gösterdi. Bu akşamdan başlayarak sahadaki futbolu ile büyümesi, yenilenmiş bu kadroda fark yaratanlardan birisi olması sürpriz olmayacaktır.
Umut Bulut’un fizik kondisyon olarak hazır olması ve sezona çok iyi başlangıç yapmış olması bu iki maç için lehimize gözüken diğer faktörler.
Abdullah Avcı ve ekibi bu akşam alınacak neticeye müteakip, dört gün sonrasına takımı tekrar motive etmek gibi bir zorluğun üstesinden gelebilecek midir? Şüpheli olduğum konu tam bu nokta, zira alınacak galibiyet veya mağlubiyet sonrasında Estonya maçında olası bir puan kaybı bizi başladığımız noktaya geri getirir. Bu akşamı “ya hep ya da hiç” maçı gibi algılamadan oynayabilmek ve dört gün sonrasına mental ve fiziksel olarak hazır çıkmamızı diliyorum.
Geçmişte Milli Takımın bu dört günlük süreçlerdeki sicili çok başarılı olmadığından beklentileri çok yüksek tutmamak doğru olabilir.
Türk Sporu için çok acı bir gün. 26 yaşındaki Eskişehirspor futbolcusu Ediz Bahtiyaroğlu dün akşam evinde geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti. Dünkü idmanda kendisini yorgun hissettiğini söyleyerek evine dönüyor. Evde fenalaştıktan sonra çağırılan ambulans ile gelen sağlık görevlilerinin müdahelelerine rağmen genç sporcu hayatını kaybediyor. Eski ve mevcut takım arkadaşları, antrenörleri, idarecileri daha mühimi ailesi için yeni bir hayat başlıyor bugün. Çok sevdikleri Ediz artık yok.
Sporcu sağlığı için yazılabilecek çok şey var. Özellikle son yıllarda artan futbolcu ölümleri kafaları karıştıracak cinsten. Eskişehirspor özelinde ise vefat eden ikinci faal(1985 yılında Milli Kaleci Sinan Alaağaç) futbolcu idi Ediz. Bir daha dünya üzerinde hiçbir yerde bu tür ölümlerin yaşanmamasını dileyelim. Sözün bittiği bu anlarda insan geride kalanlara sabır ve iyilik dilemekten başka bir şeyler yapabilmek istiyor.
En temel refleksimiz şunu sorgulatıyor, kullanılan bunca performans arttırıcı ilaç ve artan sporcu ölümleri arasındaki ilişki yeterince araştırılıyor mu? Edizi’in vakasında yapılan check-uplarda herhangi bir anormal bulguya rastlanmadığı söyleniliyor. Ancak çeşitli ülkelerde yaşanan futbolcu ölümleri artık tesadüf olabilecek seviyeyi geçti. Bu konunun takipçisi olacağız. Işıklar içinde uyu Ediz.